Anneannemin evinde gece yarısı soba üzerinde kızarmış ekmek kokusu ile şimdi tost makinelerinde kızarttığımız ekmeğin kokusu, tadı ne kadar farklı.. Çocuk olduğum için erken yatmam gerekiyordu elbette. Yat dedikleri saatte hep yattım ama hiç bir zaman gece yarısından önce uyumadım. Hele bir de bir kaç aile birlikte anneannemde isek, muhtemelen salonda, yerde sıralı bir şekilde yatıyorsak, yorganın altında gözüm açık dışarıyı dinleyen kulaklarım uykuya izin vermezdi. Ya açık televizyonu göz ucuyla izler ya devam eden konuşmaları dinlerdim. Bir de bence kimse benim uyumuyor olduğumu bilmezdi. Kışın, gece yarısına doğru birileri kesin acıkırdı. Bir gece yarısı kahvaltısı telaşı sarardı ortalığı. Yorganımın dışında hala uyanık olan kalabalık hareketlenirdi. Benim bir gözüm açık, uyanık olduğumu bildiklerinden er ya da geç bu geceyarısı kahvaltılarına bir yerinden katılırdım. O sobada kızaran ekmeklerin kokusu burnumdan hiç gitmedi. Üzerinde eriyen yağın tadı damadığımdan hiç gitmedi. Hiç gitmemiş. Kızarmış yağlı ekmeğimi yediğim için artık içim rahat yatağa tekrar yattığımda, herkes köşesine, yatağına çekilip ortalık sessiz kaldığında, salona vuran sokak lambasının gölgesi de gözümün önünden hiç gitmedi. Anneannemin evi odayı dolduran sobada kızarmış ekmek kokusu ile sokak lambasının salona düşen gölgesi şimdi.